Gökhan Kopuz / Kopuz Grup Yön. Kurulu Başkanı
Girişimci, yenilikçi ve her zaman başarı hedefleyen, hayatta tecrübe kazanmak için kesinlikle çalışmak gerektiğini her defasında dile getiren, ulaşım, inşaat, tekstil ve gıda sektörlerinde kendine yer edinmiş genç girişimci...
(532) 111 44 66
Küçük Çamlıca Mh. Filiz Sk. Korkmaz Apt. No:6 Daire 1

Blog.

Modern Çağın Hastalığı “Tembellik”

Bu yazı sanırım siz değerli okuyucularımdan pek çok kişiyi kızdıracak. “Yok canım, ben öyle değilim!” dedirtecek. Ama yazmadan duramayacağım. İnsanımız tembel. Hem de iliklerine kadar tembel. İş özellikle, bir şeyler okumak, öğrenmek veya bir şeyleri araştırmaksa bizden tembeli yok!
Dünya Sağlık Örgütü tarafından 122 ülkede yapılan araştırma sonucunda en tembel ülkeler belirlendi. İngiliz bilim dergisi The Lancet’ta yayımlanan araştırmaya göre dünyanın en hareketsiz ülkesi Malta. Yüzde 71.9’u hareketsiz olan Malta’yı, İsviçre, Suudi Arabistan, Sırbistan ve Arjantin takip ediyor. Türkiye ise listenin 15. sırasında yer alıyor. Türkiye’de nüfusun yüzde 56’sının hareketsiz bir yaşam tarzına sahip olduğu belirtiliyor. Örgütün verdiği diğer bir bilgiye göre dünyada yılda 5 milyon kişi hareketsizlikten ölüyor. Dünya nüfusunun 3’te 1’i yeterince hareket etmiyor. Ölümlerin yüzde 10’u hareketsiz yaşamın yol açtığı hastalıklardan kaynaklanıyor.
Milet olarak çok tembeliz. Hem de her acıdan iş, spor, çalışmak, kitap okumak, her yaş da her zaman aralığında tembellik gösterebiliyoruz. Bu günün işini yarına bırakmak o kadar alışkınız ki ne zaman yeter, nede işler biter bizim ülkemizde.Her köşe başında bulunan kahvehaneler ve bu tip ortamların doluluk oranlarını görünce memleketimiz ve milletimiz adına dertlenmemek mümkün değil. İnsanlar için de toplumlar için de çalışmak refahın ön koşuludur. İktisat tarihçisi Niall Ferguson, gelişmiş toplumları diğerlerinden ayıran en önemli özelliklerin başında, çalışma kültürü ve iş ahlakının geldiğini söyler. Çalışkanlık ve çalışma kültüründen bahsedildiğinde çoğumuzun aklına ilkokulda anlatılan La Fontaine’in “Ağustos böceği ve Karınca” hikâyesi gelir. Bunun dışında büyüklerimiz çalışkan olmanın iyi bir şey olduğunu söyleseler de bizim evlerimizde çalışkanlığa pek övgü yoktur. Çalışkanlık bizim kültürümüzde bir meziyet olarak görülmediği gibi, tam aksi kaytarmak bir tür “akıllılık” gibi algılanır. Bizim kültürümüzde çalışkanlıktan çok kurnazlığa övgü vardır. Çalışkan olmak, her ne iş olursa olsun o işin hakkını vermek demektir. İçten gelen bir istekle, öz disiplinle çalışmak, üretmek demektir. Çalışkan bir insan ödülünün ne olacağını hiç düşünmeden, kendini yaptığı işe adar. Çalışkan insanlar, başkaları onları methetsin diye değil, doğru olanın çalışmak olduğunu bildikleri için çalışırlar. Çalışmak, zihnimizdeki olumsuz düşünceleri temizler. Voltaire’in dediği gibi çalışmak bizi şu üç büyük beladan kurtarır: Can sıkıntısı, kötü alışkanlıklar ve yoksulluk.
Başarmanın gerekliliği çalışmak olarak tanımlandığı halde, bunun için harekete geçememek tembelliği oluşturur. Niçin ve nasıl ders çalışacağını bildiği halde yapmamak, üşenmek, ihmal etmek, ertelemek veya icraata geçememek gibi görülen tembellik türlerinin hiç birinde, başarı, muvaffakiyet ve netice yoktur. Hedef yokluğu, irade zayıflığı, kısa vadeli düşünmek, ileriyi görememek, motivasyon yetersizliği, başarısızlık korkusu, hedefin icap ettirdiği asgari yeteneklere sahip olmamak, hedef ve getireceği faydalara inanç arasındaki irtibatsızlık gibi sebeplerle tembellik oluşur. Çalışmak zor ve sıkıcı bir faaliyettir ve gerçekten odaklanmak gerekir. Çalışmadan önce uzun uzun motive olmayı beklemek yanlış olduğu gibi, başkalarından destek beklemek de çare değildir. “Çok çalışıyorum ama sınavlarda yine başarısız oluyorum.” türünden sözler de, çalışmaya önyargılı yaklaşan insanların sözleridir ve yine tembelliği ortadan kaldırmaz, bilakis tembelliği kavileştirir.
Edison’un dediği gibi “Sıkı bir çalışmanın yerini hiçbir şey alamaz. Dehanın yüzde biri ilham, yüzde doksan dokuzu terdir.”

Çalışmayan bir zeka, başarılı olamaz.

Ya Nasip…

2015 yılı biterken Ülkemizin yıl içerisinde ki gidişatına değerlendirdiğimde geleceğe maalesef umutla bakamadığımı itiraf etmeliyim. Ülke insanı her yeni güne olumsuz ve kötü haberler ile başlamayı alışkanlık edindi. Yıl boyunca kötü bir haber almadığı gün nerdeyse olmadı. Ya savaş teorileri ve haberleri, ya terör saldırıları, ya şehit haberleri, sinir ve moral bozan siyasi gelişmeler veya en basit ihtimalle trafik terörü ile günü bitirir olduk bu Ülkede. İşin en acı tarafı bunca olumsuzluk içerisinde yaşamak insanımıza duyarsızlık ve tepkisizlik gibi kötü alışkanlıklar kazandırdı.

Ülkemizde;

Gelir dağılımı son seçim vaatleri sonrası olumlu adımlar atılsa da dengesiz ve adaletsiz,

Ekonomimiz evet yıkılmasa da masa da can çekiştiğini artık görmeyen yoktur sanırım,

Ülkemizin en önemli ekonomik ve stratejik değere sahip kurum ve kuruluşları yabancı sermayenin elinde,

Enflasyon oranı düşük olmasına rağmen elektrik, akaryakıt ve doğalgaz benzeri bir çok şeye enflasyon oranının çok çok üzerinde artışlar yapıldı,

Yükse vergi ve zamlar sonucu, insan sağlına düşman merdiven altı sektörü hızla gelişiyor. İnsanlar çaresizce hayatlarını riske atıyorlar,

İşsizlik rakamları halen daha olumsuz seviyelerde,

Külterel ve ahlaki yozlaşma tüm hızıyla devam ediyor,

Güneydoğu illerinde yaşanan terör olayları ülkeyi karanlığa sürüklüyor,

Terör artık dağdan kent merkezlerine inmiş durumda. Terör örgütü Doğu illerinde can ve mal güvenliğini açıkça tehdit etmeye devam ediyor,

Sınır illerimizde ve de büyük metropollerde ki önlenemeyen terör eylemleri can almaya devam ediyor,

Bölgeden şehit haberlerinin gelmediği gün yok nerdeyse,

2015 yılında 150 üzerinde kadın cinayeti yaşandı. Bu rakam sadece medyaya yansıyan kısım,

Ülke genelin suç işleme yaşı düşüyor, suç oranları hızla yükseliyor,

Hizmetler aslına değil vekiline, akrabalarına, yandaşlarına verilir oldu,

Küçük esnaf her geçen yıl yok olmaya devam ederken, bu duruma çare bulması gereken siyasiler ve yöneticiler ülke gerçeklerinden uzak söylemleri ile adeta yok olma sürecini hızlandırıyorlar,

Toplumun psikolojisinin iyi olmadığı açıkça ortada,

Gençlerimizin geleceğe yönelik umutları olmadığı gibi, mevcut genç nesil ile de geleceğin pek parlak olmayacağını da görmek lazım.

Genel olarak iyi geçtiğini ve olumlu gelişmelerin olduğunu söyleyenlerde olacaktır, fakat acı gerçek 2015 yılının ülkemiz ve milletimiz için iyi geçmediğidir.

2016 yılı hakkında fikrimi merak ediyorsanız, “YA NASİP” diyorum sadece…

Kendi İşinin Patronu Olmak İsteyenlere…

Ülkemizde henüz daha yeni gelişmekte olan otomat sektörü girişimcilerin yeni fırsat kapısı olma yolunda hızla ilerliyor. Sıcak, soğuk içecek, kağıt mendil, kitap, dergi, kişisel bakım ürünleri, elektronik ürünler, telefon aksesuarları ve geliştirici fikirlerinize kalmış daha bir çok ürün ile kazanç sağlayabilirsiniz. Fakat öncelikle uygun bir yer ve kazanabileceğinize emin olduğunuz ürüne kadar vermek durumundasınız. Otomatların bakımı için haftada sadece bir kaç saatinizi ayırmanız ise yeterli olacaktır.

Otomat sektöründe aktif olarak faaliyet gösteren Kopuz Grup Yön. Kur. Başkanı Gökhan Kopuz “Yeni girişimciler için otomat sektörü oldukça cazip. 2_7005_1Çünkü diğer yatırım alanlarından olduğu gibi kurulumu için ciddi ve maliyetli alt yapı hazırlıkları gerekmiyor. Küçük yatırım hamleleri ile başlanabileceği gibi kısa vadede yatırım miktarını arttırabilirsiniz. Tek belirleyici unsur yer belirleme ve sattığınız ürünün talep görebiliyor olması.” dedi.

Kozmetikten gıdaya, cep telefonundan tekstil sektörüne kadar, dünyada birçok büyük şirket de pazarlama aracı olarak artık otomat makinelerini seçmeye başladı. Bir mağazanın kira, elektrik, çalışanlar gibi olmazsa olmaz harcamalarına karşın otomatlar, çok düşük maliyetlerde 7 gün 24 saat hizmet verebiliyor. Ülkemizde henüz gelişme ve kendini tanıtma aşamasında diyebileceğimiz otomat makineleri ABD ve Uzak Doğu Ülkelerinde oldukça yaygın bir kullanım alışkanlığına sahip. Ürün yelpazeleri de bu gelişmişlik durumlarına orantılı olarak oldukça geniş diyebiliriz. Örneği; Çin ‘in Nanjing kentinde yer alan otomat satış makinelerinde “canlı” yengeç bulmak mümkün. Yengeçlerin hareket etmelerini engellemek için iç sıcaklık 5 derece olarak ayarlanıyor. Otomat makinesinden gelen yengeç ölü çıkarsa durumu telafi etmek için 3 adet bedava yengeç veriyorlar. Japonya ‘nın başkenti Tokyo da ise “Şefin Çiftliği” adlı otomat makinelerinde flüoresan ampuller kullanarak günde 60 demet marul üretiliyor ve taze bir şekilde yine makineden satılabiliyor. Avrupa’da ise durum çok farklı değil. İtalya’da Let’s Pizza otomatında 3 dakika da yapılan “taze” pizzalar 6 dolara satılıyor. Makine hamuru yoğuruyor, pizzaya sos koyuyor, belirlediğiniz 3 malzemeyi ekliyor ve pizzaları 3 dakikadan daha az sürede pişiriyor ve müşteriye teslim ediyor. Örnekler üzerine biraz kafa yorarak bu ülkelerde ki otomat makinelerine karşı kullanım alışkanlığı ve neticesinden yapılan yatırımları anlayabiliriz.
Kopuz Grup Yön. Kur. Başkanı Gökhan Kopuz “Otomat makinelerinin Dünya genelinde ki işlem hacmi 30 Milyar Dolar ‘dır. Avrupa’da 15 Milyon civarında otomat mevcut. Sadece Fransa ‘da 400 bin, İtalya da 360 bin, İngiltere ‘de ise 450 bin civarı otomat makinesi bulunuyor. Ülkemizde ise bu rakam 40bin civarında. Karlılık oranının yüksekliği, gelişime açık olması ve sunduğu yenilikler ile sektörün Türkiye ‘de hızla büyüyeceğini” belirtti.