Gökhan Kopuz / Kopuz Grup Yön. Kurulu Başkanı
Girişimci, yenilikçi ve her zaman başarı hedefleyen, hayatta tecrübe kazanmak için kesinlikle çalışmak gerektiğini her defasında dile getiren, ulaşım, inşaat, tekstil ve gıda sektörlerinde kendine yer edinmiş genç girişimci...
(532) 111 44 66
Küçük Çamlıca Mh. Filiz Sk. Korkmaz Apt. No:6 Daire 1

Blog.

Pr Uzmanlığı (Halkla İlişkiler)

Şahsın ve firmam adına bu alanda yatırım yapıyorum. Gerek dışardan destek alıyorum, gerekse de kendi ekibim içerisinde sosyal medyada, ulusal ve yerel basında çalışmalar yapıyorum. Halkla ilişkiler konusunda yaptığımız çalışmalar ve karşılığında aldığımız fayda, benim bu konuyu sorgulamama neden oldu. Ben bu uzmanlık alanının herkes tarafından farklı tanımlandığını, meslek mensuplarının bile kendilerini tanımlarken farklılaştıklarını gördüm. Bu mesleğin ülkemizde tam anlamıyla anlaşılmadığı bunda mesleği icra edenlerin maddi kaygılar ile hareket ettiklerinin de etkili olduğunu söyleyebilirim.

Edindiğim fayda ve tecrübeler ışında Pr Uzmanlığı, bir kurum, kuruluş ya da kişilerin itibar yönetimidir. Bir iletişim sürecidir ve bütünsellik taşır. Pr Uzmanlığı, dün, bugün ve gelecek üzerine kurulu bir yapı taşıdır. Bu sebeple bugünü kurtarmaya yönelik değildir, bir süreklilik gerektirir.
Pr Uzmanlığı çalışmalarında yüz yüze iletişim olmakla birlikte, sadece yüz yüze ilişkilerin olduğu çalışmalar halkla ilişkiler değildir. Arasındaki farkı iyi anlamamız gerekir.
Pr Uzmanlığı sadece Danışma demek değildir. Eğer halkla ilişkileri yapılan kurum ya da kuruluşların için danışma hizmetlerine gereksinimleri varsa, bu birim de halkla ilişkilerin konuları arasında yer alır ve halkla ilişkiler birimine bağlıdır. Danışma tamamen ayrı bir bölüm olup dediğimiz gibi halkla ilişkiler birimine bağlı ayrı bir kurumdur.
Pr Uzmanlığında reklam yoktur. Reklam ürün hakkında bilgi vermeyi ve kısa zamanda satışı yapmayı hedefler.
Pr Uzmanı uzun vadede imaj oluşturmalı ve kurum kimliğini pekiştirmelidir. Ancak dolaylı olarak satışı da etkiler.
Pr Uzmanlığı sadece müşteri ile ilişkiler değildir. Ancak müşteri ile ilişkiler Pr Uzmanlığı konuları arasındadır.
Pr Uzmanlığı sadece organizasyon yapmak değildir. Ancak adına çalışılan kurum için yapılan PR çalışmalarının içerisinde organizasyonlarda yer alır. Ayrıca bu organizasyonların hangi zamanda, hangi konuda, nasıl olması gerektiğine de Pr Uzmanlığı çalışanları karar verir.
Pr Uzmanlığı boş vakitleri değerlendirmek değildir. Bilakis boş vakitlerde kendi bilgi birikimimize birikim katabileceğim bir uğraş olmalıdır.
Pr Uzmanlığı eğlencelerde, kadeh ile insanların içerisinde dolaşmak değildir.
Sadece süslenip mini etek giyip yapılabilecek bir meslek de değildir PR Uzmanlığı.
Pr Uzmanlığı sadece basında haber çıkartma amacı içerisinde değildir. Ancak adına çalışılan kurum ya da kuruluşun basınla güzel ilişkiler kurmasını sağlamak ve basında istenilen içerikte ve zamanda haberler çıkmasını sağlamaya yönelik çalışmalar yapmak da PR biriminin görevleri arasındadır.
Pr Uzmanlığı o kadar geniş vadede ve bir o kadar geniş sahada anlatabiliriz ki günümüzde bilinen yaklaşık 450 adet tanım ile karşı karşıya kalmaktayız. Neden acaba bu kadar çok tanımı var hiç düşündünüz mü?

Saygılarımla

Karakterin Denge Unsuru: EGO

Söylenen bir kelime yüzünden, sinirlerimiz geriliyor, ruh halimiz değişiyor, kızıyor, susuyor, kabul edemiyor hatta karakterimizin ve kişiliğimizin kaldıramayacağı davranışlar gösteriyoruz. 1930’lu yıllarda Sigmund Freud insan bilincinin oluşum süreçleri üzerinde çok ciddi toplumsal ve ruh bilimi üzerine araştırmalar yapmış. Freud; bilinci “id” (alt benlik), “ego” (benlik) ve “süperego” (üst benlik) olarak üç ayrı ruhsal kategoriye ayırmış. Bu kategorilere girerek sizi detaylarda kaybetmek istemediğim den direk konuya dönüyorum.
İçinde bulunduğumuz toplumun yaşantı ve kültür yapısına göre süper egomuz şekilleniyor. Egomuz yani “ben” diyen iç sesimiz, tamamen karakteristik yapımızla ilgili olup kontrol edebileceğimiz bir durum olarak karşımıza çıkıyor. Kısaca, EGO alt benlik ve üst benlik arasında bir denge görevi görüyor ve görevin aktif olarak gerçekleşiyor olması karakteristik kontrolün ne denli başarılı olduğunu gösteriyor.

Peki bu denge kurulamıyor ise!

Yaptığı araştırmada Freud egoyu, şahlanmış ve saldırıya hazır savaşçı olarak tanımlıyor. Özellikle iş hayatında savaşa hazır bu askeri kontrol altında tutmak ve savaş girişiminden önce sakinleştirmek gerekiyor. Örneğin; hatalı yapılan bir davranışın, (hata fark edilmiş olsa bile) itiraf edilmesine ego engel oluyor. Bu da işleri zora sokuyor ve bazen seviyesi kötü tartışmalara bile neden olabiliyor. Çalışanlar, yöneticisinin egosu karşısında, çaresizlikle sorunları içine atıyor ancak kendi egoları öfke ve kin beslemeye ve adeta bir gün karşılaşacağı o savaş durumu için kendini hazırlamaya başlıyor ve de ilk uygun fırsatta atağa geçiyor. Yöneticiyse egosuyla çalışanını hiç acımadan eziyor, varlığını yok sayıyor.
Aslında iş hayatında ve özel yaşantımızda oluşturduğumuz kimlikler bizi yansıtıyor ve korumak için kaygılanıyoruz. Küçük düşme korkusu, altta kalmama, ezik hissetmeme, mükemmelliyetçilik, her şeyin en iyisini yapma isteği, yapılan hatalar karşısında kötü hissetme, haklarını kaybediyor olma, toplumsal kimlik, üstünlük hissi, başarılı olma çabası, yönetme duygusu vs….

Toplumsal koşulların ve iş hayatının yarattığı stres, zaten birçok konuda sağlıklı davranış sergilememize engel oluyor. Ufacık bir negatif enerji, seri bir şekilde hızla yayılarak ciddi tartışmalara sebep oluyor. Hal böyleyken egoyu durdurmak çok daha zor oluyor. Kısaca öfke anında ego kontrolümüzün dışına çıktığı vakit çok tehlikeli bir silah olabiliyor. Ve maalesef herkes sakinleştiğinde, savaş alanının enkazı arasında, kullanılan yanlış kelimelerden, davranışlardan kırılan kalplerin tamiri mümkün olmuyor. Çünkü zaman geriye alınamadığı gibi hatalar düzeltilse bile izi silinemiyor!

İşte karşılaşılan bir olumsuzlukta, kendisini tehdit altında algılayan ego yaşanılan kaygıyı azaltmak ya da bu kaygılardan kurtulmak için (kendisini korumak amacıyla) savunma mekanizmalarını kullanıyor. Bastırma, yansıtma, neden bulma, karşıt tepkiler gösterme, yön değiştirme, inkar etme, abartma, yüceltme, hakaret etme, küçümseme… İşte insanlar bu sebeple “ego yapıyor”, “egosu yüksek” diye adlandırdığımız davranış şekillerini sergiliyor…
Şöyle bir deneme yapalım; Şuan yanınızda bulunan kişiye olumsuz olduğunu düşündüğünüz bir davranışı söyleyin ve eleştirinizi aktarın. Ama dikkatli olun! Bu diyalog sizin de egonuzu bir anda şaha kaldırabilir!

Yapılan yanlışlardan, hatalardan daha önemlisi; “farkında olmaktır”. Çünkü farkında iseniz kontrol edebilirsiniz…
Saygılarımla

Farklı Olmak, Fark Oluşturmak…

Garip bir toplumda yaşıyoruz. Aynı zaman ve aynı mekân içinde, farklı olanın hem yüceltilebildiği, hem de dışlanabildiği bir dünya bu. İş dünyasında da durum aynen bu şekilde. Küreselleşmeyle birlikte aynılaşma eğilimi gösteren ürünlerin, hizmetlerin ve markaların diğerlerinden ayrışma çabası, iletişim ve pazarlamanın en önemli ayrıntısı durumunda artık.
Ama konuşulmayan bir şey var: İş dünyası, “farklı olmak” üzerine sınırsız bir kredi yüklerken, “nereye kadar” sorusunu cevapsız bırakarak sınırı belirsiz bırakıyor. Herkes, tanımlanmamış bir sınırın olduğunun farkında. Eğilimlere bakılıyor. Realitenin çok dışında kalmadan, farklılaşarak önlerde yer almaya çalışılıyor. Amaç, “sürüden ayrılanı kurdun kapmasına” izin vermeden öne geçmek ve daha önemlisi sürüyü peşinden sürüklemek.
Radikal değişimi getiren faydalı iş modellerinin yerini, gitgide daha fazla, ılımlı değişime yol açan “yenilik”lerin alması da bunun belirgin bir göstergesi sayılmalı. Hayatımızda yeni modellere hâlâ yer var, ama koşulsuz olarak değil. Böyle bir dünyada “farklı olmak” zor bir iş… Eğer bu fark kurumun, markanın genlerinden gelmiyorsa, düşünülüp taşınılıp “oluşturulmamışsa” çok dikkat etmek gerekiyor. Yaratılan farklı kavramsal yapının içini gerçekten doldurabiliyor olmak önemli. Diğer bir deyişle, iyi bir konumlandırma gerekli ama yeterli değil; buna uygun bir ürün, buna uygun hizmet anlayışı da şart… Burası iletişim stratejisi ile iş stratejisinin iç içe geçtiği nokta.
İkinci adımda “farkında olmak” önem kazanıyor. İçe dönük olarak, farklılığınızın kurumsal anlamda tüm hücrelerinize sinmiş olması gerekiyor. Bir anlamda kendi kendinin farkında olmaktan söz edebiliriz. Burada iç iletişim ön plana çıkıyor. Dışa dönük olarak da gelişmelerin, eğilimlerin, pazar yapısının çok iyi değerlendirilmiş olması hayati önem taşıyor. Yani içinde yaşanılan “uzay”ın farkında olmak, onu iyi analiz etmek… Burada da iş ve iletişim stratejileri çakışıyor ve araştırmanın, ölçümlemenin önemi belirginleşiyor.
Bundan sonra sıra “fark edilmek“te. Artık kendinizi iletişime teslim edebilirsiniz. Eğer doğru kurulmuş bir iş stratejiniz varsa, kim olduğunuzun, ne yaptığınızın hedef kitle ve/veya paydaşlar tarafından fark edilmesi için, yalnızca iletişimin gücüne güvenmeniz yeterli. Tabii gerektiği ölçüde yatırım yapmak şartıyla…
İş “fark oluşturmak” faslına geldiğinde, fark edilmek konusunda yeterince mesafe katetmiş olmanız gerekir. Fark oluşturmuş olmak için, tanınmış olmanın ötesine geçmek, hedef kitlenin/paydaşların beğenisini kazanmak ve sürekli yükseltmek gerekir. Bunun da ötesinde, yaratılan fark ile sektör içinde öncü, sürükleyici olabilmek…
Bu şema, kuşkusuz, zaman ve mekân içinde iç içe geçen evrelerden oluşmaktadır. Biri ötekini beklemez. Yürütülecek olan karmaşık bir süreçtir. Birikim ve deneyim gerektirir. Yönetim ve iletişim kadrolarınızın güçlü olması şarttır. Ama, süreci başından sona kavrayabilecek, hem içinizde, hem dışınızda olabilen, sürecin herhangi bir evresinde devreye girdiğinde hızla adapte olarak sizinle birlikte düşünebilen, fırsatları ve krizleri iyi analiz eden ve gereklerini yapan danışmanlardan da destek almanızı gerektirir.
Ancak o zaman, sürüden ayrılabilecek ve onu peşinizden sürükleyebilecek kadar farklı olabilir, ama dışlanmayacak kadar da eğilimlerin ve gelişmelerin içinde kalabilirsiniz.